İçeriğe geç
Yetişkinlerde ruh sağlığı: değerlendirme, tedavi ve izlemHafta içi 10.00 – 19.00
Yetişkin Psikiyatristierişkin psikiyatri muayenehanesi Randevu Al

Okuma Odası · 5 dakika

Yetişkinlikte yas

Yas, sevdiğimiz birini ya da hayatımızda önemli bir şeyi kaybettiğimizde verdiğimiz doğal ve evrensel bir tepkidir. Çoğu zaman zamanla yumuşar; ancak bazen bir yerde takılı kalır ve destek gerektirir.

Yetişkinlikte yas sürecindeki bir kadın raftaki fotoğrafa bakarken, arkadaşı omzuna dokunarak destek oluyor.

Bir anne, bir eş, bir kardeş, bir arkadaş ya da bir evlat… Sevdiğimiz birini kaybettiğimizde dünya bir anda değişir. Sabah uyandığımızda ilk birkaç saniye her şey yerinde gibidir, sonra kayıp yeniden hatırlanır. Telefon çaldığında onun aradığını sanırız, kalabalıkta ona benzeyen birini görünce içimiz cız eder. Yas, sevginin bedelidir derler; sevdiğimiz kadar acı çekeriz. Bu yazıda yetişkinlikte yasın nasıl yaşandığını, ne zaman olağan seyrinden çıktığını ve hangi durumlarda destek almanın iyi geleceğini anlatmak istiyoruz.

Yas nasıl yaşanır?

Yas, yalnızca üzüntüden ibaret değildir. Kaybın ardından insan pek çok farklı duyguyu, bazen aynı gün içinde, bazen aynı saatte yaşayabilir:

  • Şok ve inanamama: Özellikle ani kayıplarda, olanın gerçek olmadığı, bir rüya gibi olduğu hissi.
  • Özlem: Kaybedilen kişiyi görme, duyma, ona dokunma isteği; bazen fiziksel bir acı gibi hissedilir.
  • Üzüntü: Dalgalar hâlinde gelen yoğun keder, ağlama nöbetleri.
  • Öfke: Kaybedilen kişiye, doktorlara, hayata, kendine ya da “neden ben” sorusuna yönelen öfke.
  • Suçluluk: “Daha önce fark etseydim”, “son konuşmamız öyle olmasaydı” gibi pişmanlıklar.
  • Rahatlama: Uzun ve acılı bir hastalık sürecinden sonra hissedilen rahatlama ve bunun ardından gelen suçluluk.
  • Kaygı: Kendi ölümlülüğüyle ya da diğer sevdiklerini kaybetme olasılığıyla ilgili yoğun korku.

Yas bedende de yaşanır: uyku bozulur, iştah değişir, yorgunluk, göğüste sıkışma hissi, baş ağrısı ve odaklanma güçlüğü görülebilir. Bazı kişiler kaybettikleri kişinin sesini duyduklarını ya da varlığını hissettiklerini anlatır; bu da yasın olağan bir parçası olabilir.

Yasın seyri, aşamalar mı, dalgalar mı?

Yasın belirli aşamalardan sırayla geçtiği fikri yaygındır; ancak gerçek hayatta yas çoğu zaman düz bir çizgi izlemez. Daha çok dalgalara benzer: İlk zamanlarda dalgalar çok büyük ve sıktır, insanı ayakta tutmakta zorlanır. Zamanla dalgalar arasındaki sürenin uzadığı, dalgaların biraz küçüldüğü görülür. Ancak bir şarkı, bir koku, bir bayram ya da yıl dönümü yeniden büyük bir dalga getirebilir. Bu, yasın geriye gittiği anlamına gelmez; yasın doğasıdır.

Yasın amacı kaybedilen kişiyi unutmak değildir. Zamanla insan kaybı hayatının bir parçası hâline getirir; kaybedilen kişiyle olan bağ, acıyla değil daha çok sevgi ve özlemle hatırlanan bir iç bağa dönüşür. Hayat yeniden anlam kazanmaya başlar ve kişi geleceğe dair planlar yapabilir hâle gelir.

Ani ve travmatik kayıplar

Kaza, intihar, cinayet, deprem gibi ani ve şiddetli kayıplar, yas sürecini çok daha zorlu hâle getirir. Bu tür kayıplarda yas, travmatik stres belirtileriyle iç içe geçebilir: ölümün nasıl olduğuna dair görüntülerin zihne sürekli gelmesi, kâbuslar, ölümle ilgili her şeyden kaçınma ve sürekli tetikte olma hâli. İntihar sonrası yas ise ayrıca yoğun suçluluk, utanç ve “neden” sorusunun cevapsız kalmasıyla şekillenir. Bu tür kayıplarda erken dönemde destek almak özellikle önemlidir.

Görünmeyen kayıplar

Bazı kayıplar toplumda yeterince tanınmaz ve kişi yas tuttuğu için bile kendini suçlu hissedebilir. Düşük ya da ölü doğum, bir evcil hayvanın kaybı, eski bir eşin ölümü, bir ilişkinin bitmesi, sağlığın kaybı, demans nedeniyle sevdiğimiz kişinin “hâlâ yaşarken” kaybedilmesi bu tür kayıplardandır. Bu yaslar da gerçektir ve görülmeyi, tanınmayı hak eder.

Yas mı, depresyon mu?

Yas ile depresyon birçok belirtiyi paylaşır; ancak aralarında önemli farklar vardır. Yasta acı, çoğunlukla kaybedilen kişiye ve kayba odaklanır; kişi anılarla birlikte zaman zaman gülümseyebilir, sevdikleriyle olmaktan teselli bulabilir. Kişinin kendine bakışı genellikle korunur. Depresyonda ise çökkünlük daha yaygın ve süreklidir, keyif alamama her alana yayılır, kişi kendini değersiz ve suçlu hisseder. Yas sürecinde depresyon da gelişebilir; bu durumda depresyonun ayrıca tedavi edilmesi gerekir.

Uzamış yas bozukluğu

Çoğu insanda yasın yoğunluğu zamanla azalır. Ancak bazı kişilerde aradan bir yıl ya da daha uzun süre geçmesine rağmen yas, ilk günlerdeki yoğunluğunu korur. Kişi kaybedilen kişiye yönelik yoğun bir özlemle ya da onunla ilgili düşüncelerle neredeyse sürekli meşguldür. Kaybı kabullenmekte zorlanır, hayata yeniden katılmakta güçlük çeker, hayatın anlamsız olduğunu, kimliğinin bir parçasının öldüğünü hisseder. Bu duruma uzamış yas bozukluğu denir.

Uzamış yas bozukluğu için risk etkenleri arasında ani ve şiddetli kayıp, bir çocuğun ya da eşin kaybı, kaybedilen kişiye çok bağımlı olmak, sosyal destek eksikliği ve daha önce yaşanmış kayıplar ya da ruhsal sorunlar sayılabilir. Bu tablo, yas odaklı psikoterapilerle etkili biçimde tedavi edilebilir.

Kendinize iyi bakmak

Yas sürecinde kendinize iyi bakmak, her şeyden önce yasın kendi hızında ilerlemesine izin vermektir. “Artık toparlanmalıyım” baskısı yerine duygularınıza alan tanımak önemlidir. Bazı küçük adımlar yardımcı olabilir:

  • Uyku ve beslenmeyi olabildiğince düzenli tutmaya çalışmak
  • Kısa yürüyüşler gibi hafif bedensel etkinlikler yapmak
  • Duyguları güvendiğiniz biriyle paylaşmak ya da yazmak
  • Kaybedilen kişiyi anmanın size uygun yollarını bulmak: bir mektup yazmak, bir anı kutusu hazırlamak, onun sevdiği bir şeyi yapmak
  • Büyük kararları, örneğin taşınmak ya da işi bırakmak gibi, mümkünse ilk aylarda ertelemek
  • Alkol ve sakinleştiricilerle duyguları bastırmaktan kaçınmak
  • Bayramlar ve yıl dönümleri gibi zor günler için önceden plan yapmak

Yasta tedavi neyi hedefler?

Yas odaklı terapiler, kaybı unutturmayı değil, kayıpla birlikte yaşamayı öğrenmeyi hedefler. Bu görüşmelerde kaybın hikâyesini kendi hızınızda anlatır, kaçındığınız anılara ve yerlere yavaş yavaş yaklaşır, kaybedilen kişiyle yarım kalmış konuşmaları tamamlamanın yollarını ararız. Aynı zamanda hayatın yeniden anlam kazanabileceği alanları, yani ilişkileri, ilgi alanlarını ve hedefleri birlikte keşfederiz. Uyku bozukluğu ya da eşlik eden depresyon belirgin ise kısa süreli ilaç desteği de planlanabilir. Yas sürecinde ilaç, acıyı yok etmek için değil, kişinin acıyla baş edebilecek gücü toplayabilmesi için kullanılır.

Yas tutan birine nasıl destek olunur?

Yas tutan birine destek olmak için doğru kelimeleri bulmak zor olabilir. Çoğu zaman doğru kelimelere değil, yanında olmaya ihtiyaç vardır. Kaybedilen kişinin adını anmaktan çekinmemek, anılarını dinlemek, “zamanla geçer”, “en azından…” ile başlayan cümlelerden kaçınmak ve somut yardımlar sunmak, örneğin yemek getirmek ya da resmi işlerde yardımcı olmak, çok değerlidir. Yas tutan kişiyle yalnızca ilk haftalarda değil, aylar sonra da iletişimde kalmak önemlidir; çünkü çevredeki destek genellikle en çok ihtiyaç duyulduğu dönemde azalır.

Ne zaman yardım istemeli?

Yas, bir hastalık değildir ve her yas sürecinde profesyonel desteğe ihtiyaç yoktur. Ancak şu durumlarda bir uzmana başvurmak iyi gelecektir:

  • Kayıptan aylar sonra bile günlük hayatınızı sürdürmekte belirgin güçlük çekiyorsanız
  • Yoğun suçluluk, değersizlik ya da umutsuzluk hissediyorsanız
  • Uyku ve iştah sorunlarınız düzelmiyorsa
  • Ölümün nasıl olduğuna dair görüntüler ve kâbuslar sizi rahat bırakmıyorsa
  • Alkol ya da ilaç kullanımınız arttıysa
  • Kaybettiğiniz kişiye kavuşmak ya da yaşamaktan vazgeçmek gibi düşünceler ortaya çıktıysa

Yas sürecinde destek almak, kaybedilen kişiyi unutmak ya da onu geride bırakmak anlamına gelmez. Tam tersine, onu taşıyarak hayatınıza devam edebilmenin yollarını bulmaktır. Kaybın acısı tamamen geçmese de, zamanla yanında sevgi dolu anılara ve yeni başlangıçlara da yer açılabilir.