İçeriğe geç
Yetişkinlerde ruh sağlığı: değerlendirme, tedavi ve izlemHafta içi 10.00 – 19.00
Yetişkin Psikiyatristierişkin psikiyatri muayenehanesi Randevu Al

Tanı ve Tedaviler

Anksiyete bozuklukları

Anksiyete bozuklukları, gerçek bir tehlike olmadığı hâlde aylarca süren yoğun endişe ve gerginlikle seyreden, yetişkinlikte en sık rastlanan ve tedaviye iyi yanıt veren ruhsal sorunlardır.

Kısaca

Kaygı herkesin yaşadığı, koruyucu bir duygudur; ancak orantısız büyüdüğünde, aylarca sürdüğünde ve günlük hayatı daralttığında bir bozukluğa dönüşür. Bilişsel davranışçı terapi ilk seçenek tedavidir; gerektiğinde ilaç tedavisiyle desteklenir.

Bir yetişkinin hayatında endişelenecek çok şey vardır: işin geleceği, çocukların sağlığı, faturalar, yaşlanan anne baba. Bu endişelerin bir kısmı bizi harekete geçirir, önlem almamızı sağlar. Ancak bazı insanlar için endişe bir noktadan sonra durmaz; bir konudan ötekine atlar, gece yatağa girdiğinde büyür, sabah uyanır uyanmaz yeniden başlar. Anksiyete bozuklukları, kaygının bu biçimde kendi başına bir yük hâline geldiği durumları anlatır.

Sürekli endişe içeriden nasıl hissettirir?

Yaygın anksiyete bozukluğu yaşayan pek çok kişi zihnini “hiç kapanmayan bir radyo” ya da “sürekli çalan bir alarm” gibi tarif eder. Endişeler çoğu zaman gerçek hayatla ilgilidir, ancak olasılıklar abartılır: biraz geç kalan eşin başına kaza gelmiş olabilir, patronun kısa yanıtı işten çıkarılacağınızın işareti olabilir, hafif bir baş ağrısı ciddi bir hastalığın habercisi olabilir. Kişi çoğu zaman bu düşüncelerin abartılı olduğunu bilir ama durduramaz.

Bu tablo zamanla kişinin kendine güvenini de sarsar. “Neden her şeyi bu kadar dert ediyorum?”, “Normal bir insan gibi rahatlayamıyor muyum?” gibi sorular, endişenin üzerine bir de kendini eleştirme katmanı ekler. Kaygının bir karakter özelliği değil, tedavi edilebilen bir durum olduğunu bilmek, bu kısır döngüyü kırmanın ilk adımıdır.

Bedende nasıl görünür?

Kaygı yalnızca zihinde yaşanmaz. Kaslarda gerginlik, özellikle boyun ve omuzlarda ağrı, çene sıkma, baş ağrısı, çabuk yorulma, mide yanması, ishal ya da kabızlık, sık idrara çıkma, terleme ve çarpıntı sık görülen bedensel belirtilerdir. Uyku da çoğu zaman bozulur: yatağa girince düşünceler hızlanır, uykuya dalmak saatler alır ya da gece sık sık uyanılır.

Bu bedensel belirtiler nedeniyle anksiyete bozukluğu olan pek çok kişi yıllarca kardiyoloji, gastroenteroloji ya da nöroloji polikliniklerini dolaşır. Tetkiklerin normal çıkması rahatlatıcı olur ama şikâyetler sürer. Bedensel nedenlerin dışlanması önemlidir; ancak belirtilerin ardındaki kaygının da tanınması ve tedavi edilmesi gerekir.

Sakin bir odada uzmanına kaygılarını anlatan kadın, anksiyete bozuklukları için profesyonel destek alıyor.

Anksiyete bozukluklarının farklı yüzleri

“Anksiyete bozuklukları” bir şemsiye kavramdır ve altında birbirinden farklı tablolar bulunur:

  • Yaygın anksiyete bozukluğu: Pek çok konuda, aylarca süren ve kontrol edilmesi güç endişe ile birlikte huzursuzluk, yorgunluk, odaklanma güçlüğü ve uyku sorunları.
  • Panik bozukluk: Aniden gelen, dakikalar içinde zirveye ulaşan yoğun korku nöbetleri ve yeni bir nöbet geçirme korkusu.
  • Sosyal anksiyete bozukluğu: Başkalarının önünde mahcup olmaktan, yargılanmaktan duyulan yoğun korku.
  • Belirli fobiler: Yükseklik, kapalı alan, uçak, kan ya da iğne gibi belirli durum ya da nesnelere karşı orantısız korku.
  • Agorafobi: Kaçmanın ya da yardım almanın zor olacağı düşünülen yerlerde (kalabalık, toplu taşıma, açık alanlar) yoğun kaygı ve bu yerlerden kaçınma.

Bu tablolar bir arada görülebilir; depresyon da kaygı bozukluklarına sıklıkla eşlik eder. Bu nedenle değerlendirme, kaygının bütün yüzlerini kapsayacak biçimde yapılır.

Neden ortaya çıkar?

Anksiyete bozukluklarının gelişiminde birden çok etken rol oynar. Ailede kaygı bozukluğu öyküsü riski artırır; bu, hem genetik yatkınlığın hem de çocuklukta öğrenilen başa çıkma biçimlerinin etkisini yansıtır. Mizaç olarak daha çekingen, dikkatli ve olası tehlikelere duyarlı olan kişilerde kaygı daha kolay büyüyebilir. Uzun süreli stres, ani kayıplar, travmatik yaşantılar, iş ya da ilişki sorunları da tetikleyici olabilir.

Kafein, bazı ilaçlar, tiroit bezinin aşırı çalışması ve alkol yoksunluğu gibi durumlar da kaygıya benzer belirtiler doğurabilir. Bu nedenle değerlendirmede bu olasılıklar da göz önünde bulundurulur.

Muayenede neler konuşulur?

İlk görüşmede endişelerinizin içeriğini, ne zamandır sürdüğünü, günün hangi saatlerinde arttığını ve hayatınızı nasıl etkilediğini konuşuruz. Kaygının sizi neyden alıkoyduğunu, hangi durumlardan kaçındığınızı, endişeyle baş etmek için neler yaptığınızı öğrenmek tedavi planı için yol göstericidir. Uyku, kafein ve alkol tüketimi, kullandığınız ilaçlar ve bedensel sağlık durumunuz da değerlendirmeye dahildir. Gerektiğinde tiroit işlevleri ve diğer kan değerleri için tahlil isteriz.

Tedavi yolları

Anksiyete bozuklukları, psikiyatride tedaviye en iyi yanıt veren durumlar arasındadır.

  • Bilişsel davranışçı terapi (BDT): Kaygıyı besleyen düşünce kalıplarını fark etmeyi, felaket senaryolarını sınamayı ve kaçınılan durumlarla adım adım yüzleşmeyi öğretir. Etkinliği en iyi gösterilmiş yöntemdir.
  • Kabul ve kararlılık terapisi: Kaygıyla savaşmak yerine ona yer açmayı ve değer verdiğiniz yönde ilerlemeyi hedefler.
  • İlaç tedavisi: Belirtiler ağırsa, terapiye ulaşmak güçse ya da terapi tek başına yeterli olmazsa bazı antidepresanlar kaygı bozukluklarında da etkilidir. Hızlı etkili sakinleştiricilerin bağımlılık riski nedeniyle yalnızca kısa süreli ve dikkatli kullanımı söz konusu olabilir.
  • Gevşeme ve nefes çalışmaları: Bedenin alarm durumunu yatıştırmaya yardımcı olur ve diğer tedavileri destekler.

Kaygıyla günlük yaşamı kolaylaştırmak

Endişeleri gün içinde belirli bir saate ve süreye toplamak, yani bir “endişe zamanı” ayırmak, düşüncelerin bütün güne yayılmasını azaltabilir. Kafeini azaltmak, düzenli uyumak, haftanın çoğu günü tempolu yürüyüş yapmak ve ekran başında geçirilen gece saatlerini sınırlamak kaygının bedensel yükünü hafifletir. Kaçınılan durumları tamamen bırakmak yerine küçük adımlarla yeniden denemek, kaygının yarattığı daralmayı tersine çevirmenin en etkili yoludur.

Kaygı ve depresyon neden sık birlikte görülür?

Uzun süre tedavi edilmeden kalan kaygı, kişiyi yorar ve hayatını daraltır. Kaçınılan yerler, ertelenen planlar, iptal edilen buluşmalar zamanla yalnızlığa ve kendine güvenin azalmasına yol açar. Bu da depresyon için uygun bir zemin hazırlar. Tersine, depresyondaki birçok kişi de yoğun endişe, huzursuzluk ve uykusuzluk yaşar. Bu nedenle değerlendirmede iki tablo birlikte ele alınır; tedavi seçilirken her ikisini de hafifletecek yöntemler tercih edilir. Bazı antidepresanların hem kaygıda hem depresyonda etkili olması, bilişsel davranışçı terapinin de iki soruna aynı anda yanıt verebilmesi bu yüzden önemlidir.

Yakınlar ne yapabilir?

Kaygılı bir yakını rahatlatmak için sürekli güvence vermek, örneğin her endişesinde “bir şey olmayacak” demek, kısa vadede işe yarasa da uzun vadede kaygının sizin onayınıza bağımlı hâle gelmesine yol açabilir. Daha yararlı olan, yaşadığı duyguyu anladığınızı göstermek, kaçındığı durumlarla adım adım yüzleşmesini cesaretlendirmek ve tedavi sürecinde öğrendiği becerileri uygulamasına alan açmaktır. Panik ya da yoğun kaygı anlarında sakin kalmanız, yavaş ve düzenli nefes alıp vermesine eşlik etmeniz de yatıştırıcı olur.

Ne zaman beklemeden yardım almalı?

Kaygı uyumanızı, yemek yemenizi ya da evden çıkmanızı engelleyecek kadar yoğunlaştıysa, iş ya da okul hayatınızı sürdüremez hâle geldiyseniz, kaygıyla baş etmek için alkol ya da sakinleştiricilere başvurmaya başladıysanız değerlendirmeyi ertelemeyin. Kaygıya umutsuzluk ve yaşamaktan vazgeçme düşünceleri eşlik ediyorsa ivedilikle bir uzmana ya da acil servise başvurun.

Sık sorulan sorular

Kaygı bozukluğu tamamen geçer mi?

Uygun tedaviyle belirtilerin büyük ölçüde azalması ve günlük yaşamın normale dönmesi mümkündür. Stresli dönemlerde kaygı yeniden yükselebilir; ancak terapide öğrenilen beceriler bu dönemleri çok daha kolay atlatmayı sağlar.

Sakinleştirici ilaçlar zararlı mı?

Hızlı etkili sakinleştiriciler kısa süreli kullanımda rahatlama sağlayabilir; ancak uzun süreli kullanımda bağımlılık ve unutkanlık riski taşır. Bu nedenle uzun süreli tedavide bağımlılık yapmayan ilaçlar ve terapi tercih edilir.

Kaygı kalp krizine yol açar mı?

Kaygı çarpıntı ve göğüste sıkışma hissi yapabilir, ancak sağlıklı bir kalpte kriz oluşturmaz. Göğüs ağrısı ilk kez ortaya çıkıyorsa ya da risk etkenleriniz varsa önce kalp değerlendirmesi yapılmalıdır.

Terapi ne kadar sürer?

Bilişsel davranışçı terapi çoğu zaman haftalık görüşmelerle birkaç ay sürer. Süre, kaygının şiddetine ve eşlik eden sorunlara göre değişir; ilerleme düzenli olarak birlikte değerlendirilir.